TAB Gıda CEO’su Kimdir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
İstanbul’da yaşayan bir sivil toplum çalışanı olarak, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çeşitliliğin günümüz iş dünyasında nasıl şekillendiğini görmek, bana her geçen gün daha fazla şey düşündürüyor. Sokağa çıkıp yürüdüğümde, toplu taşımada karşılaştığım insanları gözlemlerken, her şeyin aslında ne kadar “görünmeyen” olduğunu fark ediyorum. Bir yanda iş dünyasının güç figürleri, diğer yanda bu gücün ve kararların toplumun farklı kesimlerine yansıması… Bu yazıyı yazarken, TAB Gıda’nın CEO’sunun kim olduğuna dair soru bir başka boyut kazanıyor: Bu kişiye kim, nasıl bakıyor? Bu CEO’nun cinsiyetinden, toplumsal kimliğinden, kararlarının toplumsal adaletle nasıl bir ilişkisi var?
TAB Gıda CEO’sunun Kimliği ve Toplumsal Yansımaları
Öncelikle, TAB Gıda’nın CEO’sunun kim olduğunu açıklayayım. Şu anki CEO, Serdar Ersöz’dür. Ancak bu ismin arkasında yatan sadece bir yönetici ismi değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çeşitlilik ve sosyal adaletin iş dünyasında nasıl şekillendiğini anlamaya yönelik bir derinlik bulunuyor. Serdar Ersöz, bir erkek CEO olarak, Türk gıda sektörünün devlerinden biri olan TAB Gıda’yı yönetiyor. Tabii ki bir şirketin CEO’sunun sadece kimlik bilgileriyle değil, bu kimliğin toplumsal etkileriyle de ilgilenmek gerekiyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Peki, bir CEO’nun cinsiyeti, iş dünyasında nasıl bir fark yaratabilir ki?” İşte, tam da burada daha geniş bir bakış açısına ihtiyacımız var. Birçok işyerinde olduğu gibi, TAB Gıda’da da yönetici kadrolarındaki erkek egemen yapının, kadınların ve diğer toplumsal grupların fırsat eşitliği konusunda karşılaştığı engelleri gözler önüne seriyor. Hani bazen işe gitmek için sabahları vapurda yol alırken, etrafımdaki kadınların, gençlerin ya da yaşlıların hikâyelerini duyduğumda, iş dünyasının katı ve bazen dışlayıcı yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlıyorum.
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve İş Dünyasındaki Yansıması
Serdar Ersöz ve onun gibi yönetici figürleri, iş dünyasında önemli birer “örnek” teşkil ediyor. Çünkü, çok basit bir gözlemle, özellikle büyük şirketlerin yönetim kadrolarında, erkeklerin domine ettiği bir yapı olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bu noktada, toplumsal cinsiyet eşitsizliği de ön plana çıkıyor. TAB Gıda gibi büyük bir şirketin CEO’sunun bir erkek olması, belki de sadece o kişiyi değil, iş dünyasındaki kadın liderlerin sayısının azlığını da yansıtıyor. Bunu fark ettiğimde, kendi çevremdeki kadınların “daha fazla fırsata sahip olması gerektiğini” her zaman dile getirdiklerini hatırlıyorum. Bir kadın arkadaşım, “Neden her zaman erkekler CEO oluyor?” diye sormuştu. Bu soruyu düşünmeden edemedim.
Tabii ki yalnızca CEO’lar değil, iş dünyasında üst düzey yöneticilerin çoğunluğunun erkek olması, daha geniş bir sosyal yapıyı da yansıtıyor. Kadınların iş dünyasında daha fazla yer alması gerektiğini savunan bir sivil toplum çalışanı olarak, bu durumun değişmesi için sosyal yapının da dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani, cinsiyet eşitsizliği yalnızca bir sektörün meselesi değil, tüm toplumun meselesi. Her sabah işe giderken toplu taşımada gözlemlediğim şey de bu: Kadınlar hala sokakta, işyerlerinde, yöneticilik pozisyonlarında erkeklere kıyasla daha az temsil ediliyorlar.
Çeşitlilik: İş Dünyasında Farklılıkların Yeri
Bir işyerinde çeşitlilik demek, yalnızca cinsiyet eşitliğiyle sınırlı değil. İş yerinde ırk, etnik köken, yaş, engellilik durumu ve farklı cinsel yönelim gibi faktörler de bu çeşitliliğin parçaları. TAB Gıda CEO’su Serdar Ersöz gibi yönetici figürleri, çeşitliliği şirketin temel değerlerinden biri haline getirebilirler mi? Bu, bence asıl sorulması gereken soru. Şirketlerin çok kültürlü bir yapıya sahip olması, sadece kadınların veya erkeklerin işe alımlarında bir fark yaratmak değil; aynı zamanda farklı kimliklerin bir arada çalıştığı, daha yaratıcı ve daha verimli bir ortamın oluşmasını sağlamak demek.
Bir gün ofise giderken, önünde durduğum yaşlı bir kadının çocuklarına, “Böyle bir dünyada bile kadın olmanın ne kadar zor olduğunu” söylediğini duyduğumda, bu düşünceler daha fazla kafamı kurcaladı. “Kadın olmak” her açıdan hala zor bir şey ve bu, sadece toplumun dar bir kesimiyle ilgili değil. İster bir CEO ister herhangi bir çalışan olun, işyerinizdeki çeşitlilik, sizin kişisel deneyimlerinizin ne kadar farklı şekillendiğini etkiler. Ve bu da iş dünyasında sosyal adaletin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Sosyal Adalet: Yalnızca Bir İdeal mi?
Sosyal adalet, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik kadar, aslında bir şirketin içindeki herkese eşit fırsatlar sunmayı hedefleyen bir kavramdır. TAB Gıda gibi büyük bir holding, bu ilkelere sadık kalarak toplumsal adaletin önünü açabilir mi? Elbette! Ancak bu, yalnızca CEO’nun cinsiyetinden değil, şirketin tüm yönetim anlayışından da bağımsız değil. Zira sosyal adalet, bir organizasyonun sadece çalışanlarının hakkını savunmakla kalmaz, aynı zamanda bu çalışanların işyerindeki sosyal statülerine de etki eder. Bu, çalışma kültürünün dönüştürülmesi gereken bir alan.
İçinde yaşadığım çevrede de, örneğin işyerinde kadınların daha çok temsil edilmediği, azınlık gruplarının yönetime dahil edilmediği yerler var. Hani bazen gündelik hayatta, mesela toplu taşımada, herkesin aynı haklara sahip olduğunu düşünürken, aslında etrafımda sosyal adaletin ihmal edildiğini fark ediyorum. Geçen gün, bir arkadaşım iş yerindeki amirinin sürekli erkek çalışanları terfi ettirdiğinden yakınıyordu. Bu, bana TAB Gıda’nın CEO’sunun rolünü düşündürttü: Eğer bu adam daha fazla çeşitliliğe önem verirse, aslında sadece şirketin geleceği değil, toplumun da daha eşitlikçi bir yapıya sahip olacağına inananlardanım.
Sonuç: Bir CEO’nun Kimliği ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Sonuç olarak, TAB Gıda CEO’su Serdar Ersöz’ün kim olduğu sorusu, aslında sadece bir kişinin kimliğini sormaktan çok, toplumsal yapıları sorgulamaya kadar uzanıyor. Bir şirketin CEO’su olmak, toplumsal sorumluluk anlamına geliyor; her yönetici, toplumda var olan eşitsizliklere karşı bir duruş sergileyebilir ve bu duruş, tüm organizasyonu dönüştürme gücüne sahiptir. Benim gibi, sivil toplum çalışanı birinin bakış açısıyla, bir şirketin lideri toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet konularında duyarlı olmalı. Çünkü her birey, işyerinde kendini güvende hissederek, potansiyelini en üst seviyeye çıkarabilir. Ve bu, ancak eşit fırsatlar sunulursa gerçekleşir.