Skolastik Düşüncenin Tersi Nedir?
Bugün okulda, ofiste, ya da hayatın herhangi bir köşesinde sıkça karşılaştığımız bir şey var: Skolastik düşünce. Hani şu her şeyin tek bir doğruya, sabit kurallara ve geleneksel yaklaşımlara dayandırıldığı bakış açısı. Ama, bir an durup düşündüğümüzde, skolastik düşüncenin tam tersi olan şey nedir? Düşünsenize, birisi gelip size “gerçek şu an değişebilir ve her şey aslında daha esnek olmalı” deseydi, ne düşünürdünüz? İşte, bu yazımda biraz o ‘ters’ bakışı anlamaya çalışacağım.
Skolastik Düşünce Nedir?
Skolastik düşünce, Orta Çağ’dan beri özellikle Batı’da etkili olmuş bir anlayıştır. Bu düşünce tarzı, genellikle kilise öğretisi ve felsefi geleneklerle şekillenen bir dünya görüşüne dayanır. “Doğru” ve “yanlış” çok net çizgilerle ayrılır. Akıl ve mantık da çoğu zaman dini dogmalara ve kabul edilmiş öğretilere hizmet eder. Skolastik düşüncenin tipik örneklerini eski üniversitelerde görebilirsiniz. Hocalar, öğrencilerine klasik metinleri ezberletir ve tartışmasız kabul edilen gerçekler üzerinden eğitim verirlerdi.
Bu düşünce tarzı, nesnel doğruları sorgulamayı ve bireysel düşünmeyi pek teşvik etmezdi. Her şeyin bir “dogma” etrafında şekillendiği, sorgulamaların hoş karşılanmadığı bir dünya düzeni. Hani, bazen ofiste işlerin neden böyle yapıldığını sorduğumda aldığım cevaplar gibi: “Bunu hep böyle yapıyoruz, başka türlü düşünmemize gerek yok!” Bu yaklaşım, aslında skolastik düşüncenin modern versiyonlarından biri değil mi?
Skolastik Düşüncenin Tersi: Esneklik ve Sorgulama
Peki, skolastik düşüncenin tam tersi ne olabilir? Bence, esneklik ve sürekli sorgulama en temel özelliklerden biri. Esnek düşünce, değişime açık olmayı, yeniliği kabul etmeyi ve her zaman bir adım geri çekilip bakmayı gerektiriyor. Yani, “sürekli doğru olan bir şey var mı?” sorusunu sorarak ilerlemek.
Hayatımda çok kez bu esnek düşüncenin faydalarını gördüm. Örneğin, iş yerimde yaptığım bir projede başlangıçta herkesin aynı fikirde olduğu bir çözümü ben sorgulamıştım. “Bu yöntem her zaman işe yarar mı?” diye sorarak alternatif bir yaklaşım önerdim. Sonuçta, hem süreç daha verimli hale geldi hem de yeni fikirler üretmeye açık bir ortam doğmuş oldu. Skolastik düşünceye dayalı bir yaklaşımla kalsaydık, belki de hâlâ eski yöntemle iş yapıyor olacaktık.
Skolastik Düşüncenin Tersinin Tarihteki Yeri
Skolastik düşüncenin tersini tarihsel olarak biraz daha serbest düşünceyle bağdaştırabiliriz. Rönesans’la birlikte, bilimsel devrimler, bireysel düşüncenin yükselmesi ve insan aklının özgürleşmesi önemli bir dönüm noktasıydı. Bu dönemde insanlar, eski bilgilerin ve dogmaların yerine, deney ve gözlemlerle yeni keşiflere yöneldiler. “Doğru”nun her zaman bir sabite olmadığını anladılar. Örneğin, Galileo’nun gezegenlerin hareketine dair görüşleri, skolastik bakış açısının tersini, yani sorgulayan bilimsel düşünceyi simgeliyor.
Bugün Skolastik Düşüncenin Tersi: Düşünme Özgürlüğü ve Çeşitli Perspektifler
Bugün, her şeyin çok daha hızlı değiştiği bir dünyada, esnek düşünme tarzının daha çok değer kazandığını görüyoruz. Örneğin, internet sayesinde farklı kültürlerden ve farklı yaşam biçimlerinden gelen bilgi akışına daha rahat erişebiliyoruz. Bu bilgi akışı, bize her şeyin doğruluğunun ve yanlışlığının relativist olabileceğini gösteriyor. Yani, sabit bir doğru yok. Doğru, zamanla değişebilir, kültüre göre farklılık gösterebilir.
Çalıştığım ofiste, mesela bir proje üzerinde birkaç farklı departmanla iş birliği yapmamız gerektiğinde, her departmanın bakış açısı genellikle farklıdır. Pazarlama ekibi “müşteri odaklı” düşünürken, mühendislik “teknik doğruluk” üzerine odaklanır. Bu, başlangıçta kafa karıştırıcı olabilir, ama her birinin perspektifi aslında bir araya geldiğinde daha sağlam bir çözüm ortaya çıkıyor. Bu durum bana, skolastik düşüncenin dar çerçeveli bakış açısının tersinin ne kadar faydalı olduğunu hatırlatıyor.
Skolastik Düşüncenin Tersinin Gelecekteki Etkileri
Esnek düşünmenin ve sorgulamanın gelecekte daha da yaygınlaşacağını düşünüyorum. Çünkü artık insanlar sadece kabul edilen doğruları değil, her şeyin sorgulanabilir olduğunu kabul ediyorlar. Özellikle teknoloji ve bilimdeki hızlı gelişmeler, insanların daha açık fikirli olmalarını ve yeni düşünme yolları aramalarını teşvik ediyor.
Örneğin, yapay zeka, biyoteknoloji, ve genetik mühendislik gibi alanlarda, bizlere “yeni doğru”ları sunarken, eski inançlarımızı da test ediyor. Bu alanda çalışanlar, eski kurallara ve dogmalara dayalı düşünmek yerine, tamamen yeni yollar, çözümler ve bakış açıları arıyorlar. Bu, bir yandan bazı insanların korkmasına yol açsa da, diğer yandan yeni imkanlar ve fırsatlar doğuruyor.
Sonuç: Esneklik ve Sorgulamanın Gücü
Sonuçta, skolastik düşüncenin tersine esneklik ve sorgulama, bizlere daha geniş bir perspektif ve yeni çözümler sunar. Bu düşünme tarzı, hem kişisel yaşamımızda hem de profesyonel hayatımızda karşımıza çıkan zorluklara daha yaratıcı ve etkili cevaplar verebilmemizi sağlar. O yüzden belki de, her zaman “doğru” bildiklerimizi sorgulamamız, eski dogmaların ardında ne olduğunu görmemiz gerekir. Bu, yalnızca daha verimli değil, aynı zamanda daha anlamlı bir yaşam için de şart.
Yazı, okulda ya da ofiste her gün karşılaştığımız “doğru”lar ve “yanlış”lar etrafında şekillenen bir tartışma gibi. Umarım, eski ve yeni düşünce biçimlerini karşılaştırarak konuyu daha net bir şekilde ele alabilmişimdir.